Odaya seslendim. “Geliyor musun?” diye. Kapıdan içeri girdiğinde yüzünde o meraklı ifade vardı. “Beni mi çağırdın?” dedi. Elimde kocaman bir kutuyla duruyordum. “Evet, sana bir sürprizim var.”
Gözleri kocaman açıldı. “Ciddi misin? Bu ne?” Kutuyu işaret etti. “Vay be, ne kadar büyük bir kutu. İçinde ne var?” Kutuyu yere koydum. “Aç bakalım.”
Kutuyu yırtarcasına açtı. İçinden çıkan koltuğu görünce çığlık attı. “Ooo, istediğim koltuk bu! Gerçekten mi?” Elimle onayladım. “Evet, sen olmadan aldım.” Bir an duraksadı. “Ama montajı falan var değil mi?” Gülümsedim. “Talimatnamesi de çıktı, uzun sürer.”
O ise “Tabii ki sen monte edeceksin, ben değil” diye güldü. Koltuğu beğenmekle kalmadı, hemen denemek istedi. “O kadar güzel ki, teşekkür ederim. En iyi hediye bu gerçekten.” Bana sarıldı. Vücudu sımsıcaktı, kalp atışlarını hissedebiliyordum.
Koltuğu odanın köşesine taşıdık. O siyah hoodie’sini ve pembe taytını hâlâ üzerindeydi. Arkadan bakınca kalçaları taytın içinde çok çekici duruyordu. “Hadi test edelim” dedi ve öne eğilerek koltuğa yaslandı. O an ellerim titremeye başladı. Arkadan yaklaştım, beline dokundum.
“Beğendin mi?” diye sordum. Ses tonum biraz boğuk çıkmıştı. “Çok beğendim” diye cevap verdi. Eliyle kumaşı sıvazladı. Ben de yavaşça ellerimi kalçalarına kaydırdım. Taytın üzerinden okşadım. Nefesi hızlandı. “Ne yapıyorsun?” diye sordu ama sesinde itiraz yoktu.
Cevap vermedim. Hoodie’sini yavaşça yukarı sıyırdım. Altında siyah bir külot vardı. Eliyle kenara çekti. O anda artık kendimi tutamadım. Arkadan yaslandım, yarağım onun poposuna dayandı. Sertleşmiştim. O da geriye doğru hafifçe bastırdı. “Bunu bekliyordum herhalde” diye mırıldandı.
Koltuğun kolçağına tutundu. Ben de onun belini kavradım. Taytı aşağı indirdim. Amı ıslaktı, parmaklarımı gezdirdiğimde parmaklarım kaydı. İnledi. “Parmaklarını sok” diye fısıldadı. İki parmağımı yavaşça içine soktum. Sıcak ve dar olduğunu hissettim. Kasları parmaklarımı sıkıyordu.
Bir süre parmakladım. Sonra yarağımı çıkardım. Başını amının dudaklarına sürttüm. İkimiz de nefes nefese kalmıştık. “Sok artık” dedi. Yavaşça girdim. İlk seferde yarım yamalak girdi ama ikincisinde tamamen içine kaydı. İkimiz de aynı anda inledik.
Koltuk hafifçe sallanıyordu. O öne eğilmiş, ben arkadan sertçe vuruyordum. Sesler odada yankılanıyordu. “Daha sert” diye bağırdı. Ellerimi kalçalarına yapıştırdım, daha derin soktum. Terimiz birbirine karışıyordu. Hoodie’sini tamamen çıkardım, sırtı çıplaktı.
Bir ara döndü, yüzüme baktı. Gözleri buğuluydu. “Bu koltuk sayesinde mi oldu yoksa?” diye sordu. Gülümsedim. “Senin sayende.” Koltuğa oturttu, bacaklarını açtı. Bu sefer önden girdim. Siyah sutyenini indirdim, göğüs uçlarını emdim. İnlemeleri arttı.
Hızımı artırdım. Koltuk gıcırdıyordu. O tırnaklarını omuzlarıma geçirmişti. “Boşalacağım” diye uyardı. Ben de aynı anda geldim. Sıcak boşalmam içine doldu. Birkaç saniye daha hareket ettik, titremeler devam etti.
Koltukta öylece kaldık. Nefeslerimiz düzene girene kadar. O kollarımı boynuna doladı. “Bu gece bitmedi” dedi. Ben de aynı şekilde düşündüm. Koltuk yeni yeni kullanılmaya başlıyordu.
